dün gece vurmuşlar hesapsız bir karanlığın vardiyasında,
soluk yeşil kaşkolunla akarken anarşist dönmelerin barından
henüz kimsenin öğrenmeye kalkışamadığı dar omuzlu sahralara
dizginlerinden kurtulan atlar gibi coşkulu ölmüşsün
ölümün hayata haber olmuş diyorlar!
Ben
Seni ilk kez bir bordo şarabın köpüğünde öpmüştüm kuzgun kuzgun
belki hatırlarsın,
belki temmuzdu belki mayıs belki de dönmüyordu dünya henüz
çıplak bir şuurun açık olmadığı anlarda bir venüs
heykeliydin,
yontuyorduk birbirimizi birbirine dargın asırlardan;
neyle vurmuşlar bilmiyorum tabanca mı, bıçak mı, ihanet mi
o iri ve hırçın ellerinde hiç yuva kuramayan merhamet mi
çok kan kaybetmişsin şimdi arasan da bulamazsın
gri gözlerin bulamaz, siyah saçların beyaz tenin bulamaz
pekmez olup tahinime karışmışsın, bizi abanoz bir kaşıkla karmışlar!
....
Sessiz sedasız çekilmiş bir film gibi oynuyorsun
kendi boş sinema salonunda; beyazperdeye düşen yüzün
değil mi ki beni kırbaçlayan, kamçılayan, hücrelerimden sorumlu tutan hüzün!
Söz hakkımsın, telaşlanmasın sakın temsil ettiğin kudret ve felaket
göz nuru bir nakış edasıyla işlediğin bu hatıra ve ihanet kokan cinayet
eylülle ekim arasında yağan yağmurdur
ekimle kasım arasında yağacak olan kar
Elbette çocuksun, bunu bütün erozyonlarda, heyelanlarda biliyorlar!
Kasissin, şarampolsün ama asla bir uçurum kuramadın hâlâ yaşadıklarımıza..
Havaya uçurulan bir köprü, sabote edilen bir merasim
ya da en kötü neticeyle, gözlerimden avcuma damlayan hidroklorik asit
başarılı bir ameliyatla değiştirttiğin bakışların,
başarılı bir yalnızlıkla yenilettiğin ömrün
değil mi ki beni kırbaçlayan, kamçılayan, hücrelerimden sorumlu tutan hüzün!
Seni
dün gece vurmuşlar
....
Sessiz sedasız çekilmiş bir film gibi oynuyorsun
Kendi boş sinema salonunda; saatler sürecek kalbinle yeniden tanışman!
Seni
dün gece vurmuşlar ben poker masasında karşımdaki kumarbaza
alelade bir blöf yaparken: Elimde beş as var,
kâğıtlarımı açsam adam beni azarlayacak!
Hangi as sahte, ben de bilmiyorum
Aslında rest çeksem ve kaybetsem her şeyimi
Geçip yan odaya bir mektup yazacağım sana, her şeyi uzun uzadıya anlatan
Seni neden vurdurttuğumu, kiralık katilleri nasıl tuttuğumu
Ve silahlarını verirken niçin başımın döndüğünü, bir maziye tutunduğumu
Uzun uzadıya anlatan bir mektup yazacağım sana, ama
Blöfümü yiyor işte kumarbaz
Kalkamıyorum yerimden
Çıkamıyorum acıdan
Sıyrılamıyorum endişeden
Bu yaz tatilimi İstanbul'da geçireceğim diyor içimdeki rüya
Ciğerlerime fiske fiske çarpan yağmur, o süratli verem!
Ah be bir tanem, nedir bu durup dururken her yerimizden fışkıran kan
Bu müflis depresyon, bu kalitesiz deprem!
Seni
Dün gece vurdular, önerdiğim gibi, tahriben çeşitli yerlerinden!
Kurşun sıkılacak tek sağlam noktan kalmadı
Kalmamıştır öyle tembihledim
...
Cenazene çelenk yerine bir orman göndereceğim bugün
Az önce telefonla sipariş ettim
Ah be bir tanem
Ah be deli uçurtmam!
Ben de gayrı buralarda duramam duramam buralarda
Kendimi sendeki balkondan aşağı ittim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder